Tarihi geçmişi M.Ö. 8000 yılına kadar uzanan Şanlıurfa, Mezopotamya medeniyetleri ile Eyyübi, Selçuklu ve Osmanlı gibi İslam medeniyetlerine beşiklik eden bir müze şehir görünümündedir. Harran kazılarından kentin M.Ö.6000-5000 yıllarında kurulduğu anlaşılmaktadır.
Efsanelere göre Hazreti Adem bu topraklarda çiftçilik yapmış, Hazreti Eyüp burada sabır ve tahammül göstermiş, Hazreti İbrahim, Asur Kralı Nemrud’u Tanrı’nın birliğine inanmaya burada davet etmiş ve bu yüzden ateşe atılmıştır.
Hazreti Musa kentin doğusundaki Tek Tek Dağları’nda yedi yıl çobanlık yapmış ve yine efsaneye göre sihirli asasını Şuayp Peygamber’den burada almıştır. Bu yüzden Şanlıurfa "Peygamberler Şehri" diye de anılmıştır.
İl merkezinde yer alan çok sayıdaki tarihi mimari eser ve il sınırları içindeki dünyaca ünlü Harran, Soğmatar ve Şuayp şehri gibi ören yerleri bu zengin medeniyetler birikimin günümüze kadar gelebilmiş uzantılarının bazı örnekleridir.
İbrahim Peygamber’in Nemrut’la olan mücadelesi ve ateşe atılması olayı il merkezindeki Kale ve Balıklıgöl civarında cereyan etmiştir. Hz. Eyyüp Peygamber il merkezindeki halen ziyaret edilmekte olan bir mağarada çile çekmiştir. Eyyüp Peygamber’in ve Elyasa Peygamber’in kabirleri Viranşehir ilçesi yakınlarındaki Eyyüp Nebi Köyün'de bulunmaktadır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Anadolu ve Arap yarımadalarını birbirine bağlayan geçiş yolları üzerinde, Urfa yaylasının ortasında kurulmuş olan Urfa’nın yüzölçümü 18.584 kilometrekaredir. 1997 sayımında 1.303.589 nüfusu olduğu tespit edilen Şanlıurfa’nın Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viranşehir olmak üzere 10 ilçesi ve 772 köyü vardır.
Şanlıurfa’nın ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ekili alanların büyük bir kısmı tahıl üretimine ayrılmıştır. Buğday ilk sırayı almakta, onu arpa ve mercimek izlemektedir. Nohut ve antepfıstığı üretiminin de yapıldığı, Şanlıurfa’da sanayi bitkilerinden pamuk ve susam da üretilir. GAP’ın tamamlanmasıyla Şanlıurfa’da tekstil ve giyim sanayiine ağırlık verilecek, aynı zamanda yemeklik yağ ile yem üretimi sanayii kuruluşlarının ekonomik kapasiteleri ve sayısı arttırılarak, bu ürünler Türkiye içine ve dışına pazarlanacaktır.

ŞANLIURFA KALESİ
Şehre bakan Damlacık Dağı'nın kuzey eteğinde bulunan tepe üzerindedir. Romalılar tarafından yaptırılan İçkale zamanla genişlemiştir. İçkale 25 burçludur. Kalede Bizans ve İslam dönemine ilişkin kalıntılar bulunmaktadır. Surları M.S. 812 yılında Hristiyanların , Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırdığı bilinmektedir. Dışkale ise Haçlılar zamanında büyütülerek restore edilmiştir. İçkale ile Dışkale arasında bulunduğu bilinen Molla Gezer Paşa ve Mehmet Paşa Sarayları ise günümüze ulaşamamıştır.

HALİL-ÜL RAHMAN VE AYN-ZELİHA GÖLLERİ (BALIKLIGÖL)
Halil İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve puta tabanlarla mücadele eder. Putları kırıp parçalayarak halkı tek tanrıya inanmaya çağırır. Bu başkaldırıya karşı Nemrut, İbrahim Peygamber’i büyük bir odun yığınında yakmak ister. İbrahim Peygamber ateş üzerine düşer düşmez, ateşin yerinde berrak bir göl belirir. Yanan odunlar balığa dönüşür.
Göle Halil-ür Rahman Gölü denilir. Yanındaki göl ise (Ayn-Zeliha) İbrahim Peygamber’in sevgilisi ve Nemrut’un evlatlığı Zeliha’nın gözyaşlarından oluşur.
ŞANLIURFA ÇARŞILARI
Şanlıurfa'nın Osmanlı döneminden kalma iş hanları ve çarşılarından oluşan eski ticaret merkezi, Gümrük Hanı çevresinde yoğunluk göstermektedir. 1562 yılında yaptırılan Kazzaz Pazarı (Bedesten) Anadolu’da otantik değerlerini bugüne kadar koruyabilmiş ender çarşılardandır. Sağlı sollu olarak uzanan ve yerden yaklaşık 1 metre kadar yüksekte olan dükkanlarda "kazzaz esnafı" oturmakta, ayrıca yörenin mahalli kadın ve erkek giysileri satılmaktadır. Sipahi Pazarı günümüzde halı, kilim, kürk, keçe türünden eşyaların satıldığı tarihi özelliğini aynen koruyan çarşıdır. Kınacı Pazarı günümüzde kuyumcular çarşısı olarak kullanılmaktadır. Ortasından Halil-ül Rahman suyunun aktığı bu çarşı nemli olması, iplik ve kumaş boyama sanatının terkedilmesi nedeniyle 40 yıl önce kapatılmıştır. Her biri 15’er çapraz tonozla örtülü iki kapılı çarşıdan oluşan Hüseyniye Çarşıları bir ara yemenici pazarı olarak kullanıldıktan sonra bakırcı esnafına bırakılmıştır.

ŞANLIURFA EL SANATLARI
Keçecilik, debbağlık, taşçılık, köşkerlik, bamacılık, cülhacılık, bakırcılık, kuyumculuk, halı ve kilim dokumacılığı, ağaç oymacılığı, tenekecilik, tarakçılık, çulculuk (semercilik) ve kürkçülük, tarihi geçmişleri yüzlerce sene öncesine dayanan Şanlıurfa el sanatlarıdır.
Keçecilik yüzyıllardan beri Şanlıurfa’da Keçeci Pazarı denilen çarşıda ve çevresindeki hanlarda sürdürülmektedir. Acem, dal, pul, göbek, somun, kantarma, armut ve sandık nakışlı çeşitleri vardır.
Ana rahminde ölen ya da en fazla bir aylık iken ölen kuzuların tüylü derilerinden yapılan düz yakalı, dış kısmı "şakaf" denilen özel kumaşla kaplı aba gibi bol giysiye "kürk" denilmektedir. Şanlıurfa’ya has bir giysi olan kürk, Anadolu’da bir başka yerde yapılmamaktadır. Tarihi çok eskilere dayanan bu sanat Şanlıurfa’da Kürkçü Pazarı denilen tarihi çarşıda sürdürülmektedir.
Yün ipliği, pamuk ipliği ve ipeğin ‘kauçuk’ denilen tezgahlarda dokunularak "yamşah" (kadın başörtüsü), poşu (erkek başörtüsü), ihram (kadın boy örtüsü) ve aba türünden örtüler haline getirilmesi sanatına Şanlıurfa’da "cülhacılık" denilmektedir. 30-40 yıl öncesine kadar çok sayıda tezgahta sürdürülen bu sanat günümüzde önemini yitirmiş ve tezgah sayısı 5-6’ya düşmüştür.
İpek ipliliğinin el ile bükülüp işlenmesine kazzazlık denilmektedir. Kazzaz Pazarı ya da Bedesten denilen kapalı çarşıda eskiden 25-30 dükkanda sürdürülen bu tarihi sanat günümüzde bir-iki usta tarafından yaşatılmaya çalışılmaktadır.

KELAYNAKLAR
Dünyada soyu tükenmekte olan bir kuş türü olan ve Türkiye’de yalnızca Birecik’te yaşayan kelaynaklar, Şanlıurfa yöresindeki hayvan türlerinin en ilgincidir. İbidae soyundan olan kelaynaklar, baş ve gerdanları tüysüz olduğundan bu adla anılmaktadır. Birecik’ten başka Fas ve Cezayir’de yaşayan kelaynaklar kış aylarında Etiyopya ve Madagaskar’a göç ederler ve Şubat ortasından başlayarak Birecik’e gelirler.
Kayalık yamaçlarda yuva kurar, yumurtlama döneminden sonra Temmuz ayı ortalarında geri dönerler. 1984’ten bu yana, Birecik’te 12 Nisan tarihinde ‘KELAYNAK FESTİVALİ’ düzenlenmektedir.

HARRAN
Harran dünya üzerinde şehir olarak kurulmuş ilk yerleşim merkezidir. Evler, topraktan bağımsız değil, sanki toprağın bir ürünüymüş gibi yerden birer yükselti şeklindedir. Konik damları, kalın duvarları, toprak zemini ve camsız pencereleriyle yakıcı sıcağın etkilerini azaltmaya çalışırlar.
M.Ö. 1000'e kadar inen tarihiyle Harran 11. yüzyıla kadar büyük bir bilim merkezi durumundaydı. Zira, Abbasi Hükümdarı Harun Reşid’in yaptırdığı, dünyaca ünlü Harran Üniversitesi buradaydı. İlkçağ felsefe ekolünün merkezi ve daha sonra Arap düşünce sisteminin kaynağı olan bu üniversiteden bugüne yalnızca gözetleme (astronomi) kulesi kalmıştır.
Harran Üniversitesi’nde sürdürülen bilimsel çalışmalar din, gökbilim, tıp, matematik ve felsefe olmak üzere beş bölüme ayrılmıştı. Felsefede ağırlığın Platon, Aristoteles, Plotinos gibi bilginlerde olduğu görülmüştür. Harran Üniversitesi’nde Farabi’nin de kısa bir süre öğrenim gördüğü bilinmektedir. Bugüne kadar ulaşan toprak üstü kalıntıların çoğu İslamiyet Dönemi’ndendir ve kazıları hala sürmektedir.
Sin Tapınağı’yla ünlü, Sabiilik Tarikatı’nın geliştiği Harran’da, geçmişte Ay Tanrısı Sin’e tapıldığı bilinmektedir.

SOĞMATAR
Şanlıurfa‘ya 73 km. uzaklıktaki kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S. 1. ve 2. yüzyılda Süryaniler tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin kültürüne dayanan Sabiizim ve Baştanrı Marilaha’nın kültür merkezi olduğu bilinen Soğmatar ören yerinin, Baştanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca Kale’nin batısında bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice yazılar işlenmiştir.
ŞUAYB ŞEHRİ
Şanlıurfa’dan 88 km. uzaklıktaki Özkent Köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana yayılan ören yerinin sularla çevrili olduğu ve Roma Devri'nde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır. Şuayb Şehrinde Peygamber makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara bulunmaktadır.
NEVALİ ÇORİ
Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde, Fırat nehrinin sağ tarafında ve onun bir yan kolu olan Katara deresinin yanında yer almaktadır. Kalıntı alanı, uzunluğu 100 m. genişliği 50 m. olan ve iki kuru dere tarafından sınırlanan terası bir kireç tepesinin altında bulunmaktadır.
Nevali Çori antik yerleşmesi insanların yerleşik hayata geçmeye başladığı, yoğun avcılığın yanı sıra bitki ve hayvanların evcilleştirilmeye çalıştığı bir dönemi yansıtmaktadır.
Depo olarak kullanılabilecek çok sayıda taş yapının, kült yapısının ve birçok sanat eserinin burada bulunmuş olması, Nevali Çori yerleşmesinin bu döneme ait merkezi bir yer olduğunu göstermektedir.

KAZANE
Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi M.Ö. 5000-3000’e dayanmaktadır. Daha doğrusu bulgular Kalkalitik çağa ait olup, bu çağ da 5000-3000 arasındadır. Höyüğün kazısı 1992 yılında müze müdürü Adnan Mısır başkanlığında ABD’den bu konularla ilgili gönüllü derneklerin finansmanıyla Pensilvanya Üniversitesinden Dr. Patrick Wattenmarker’in iştirakiyle başlatılmıştır.
Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler bulunmuş olup, müzede muhafaza edilmektedir. Bu yerleşim alanında höyüğün tepesinde su deposu inşa edilmiş vaziyettedir. Bunun dışında çiftçilerden birinden satın alınan ve şu anda temizlenmek üzere Ankara’da bulunan Sümerce’yi Akatça’ya çeviren bir alfabe mevcuttur.
International Herald Tribune’nin 11 Kasım 1993 tarihinde yayınlanan sayısında Kazane’ye büyük yer vermiştir. John Noble Wilford’un makalesinde "Türkiye’de yeni keşfedilen gömülü kent ve ilginç kil tabletler eski kentsel uygarlığın ve yazının bilinen ufuklarını, Güney Mezopotamya’nın Sümer kent–devletlerinin çok ötesine götürmektedir. Arkeologlar bu keşiflerin son yıllarda Mezopotamya araştırmaları alanındaki en heyecan verici keşifler olduğunu söylemekte ve sitlerde yapılacak yeni kazıların, arkeoloji biliminin en önemli sorunlarından birine cevap olacağı konusunda emin görünmektedirler" denilmiştir.

DÖVME
Binlerce yıldır süregelen bir gelenek olan dövmenin en yaygın olduğu yer Harran ve Suruç’tur. Dövme, çocuklara uğur getirsin diye yapılan el ve yüz süsleme sanatıdır. Çeşitli şekillerde yapılan dövmelerde sık rastlananlar; doğada bulunan hayvanlar , güncel yaşam nesneleri, savaş aletleri, rakamlardır. Kullanılan boya doğal maddelerden elde edilir ve sivri uçlu iğnelerle deri altına işlenir. Yaş ilerledikçe kaybolmasın diye boya olması gerekenden fazla kullanılır. Kültürlerin dışa açılması ile bu tür sanatlar yavaş yavaş yok oluyorlar. Özellikle erkeklerinin artık dövme yaptırmadıkları görülüyor. Doğal süsleme biçimi tarih oluyor.

GÖÇERLER
Göçebe aşiretlerin bir bölümü, bölgeye dışardan gelenlerdir. Bunlar, yazları Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki yaylalarda konaklayarak, kışın GAP Bölgesi'ne inerler. Temel geçim kaynakları hayvancılıktır. Geçmişte yaya ya da binek ve yük hayvanlarıyla göç eden aşiretler artık gidiş-gelişlerinde motorlu taşıt aracı kullanmaktadır. Bölge içinde Karacadağ ve çevresine yerleşmiş olan aşiretlerin bazıları doğal koşullardan ötürü göçebe bir yaşam biçimi sürmektedir. Yazın Karacadağ’ın yükseklerine çıkar, kışın Siverek, Viranşehir, Şanlıurfa ve Diyarbakır ovalarına inerler. Bunların da temel geçim kaynakları hayvancılıktır.